Gündem

RESSAM PRENSES FAHRÜNNİSA ZEYD’İN BÜYÜLEYİCİ HİKÂYESİ

Fahrünnisa Zeyd, saraylardan sanat galerilerine uzanan hayatıyla 20. yüzyılın en sıra dışı kadın sanatçılarından biri olarak tarihe geçti.

BÜYÜKADA’DAN DÜNYA SANATINA UZANAN BİR HAYAT: FAHRÜNNİSA ZEYD’İN MASAL GİBİ HİKÂYESİ

Osmanlı’nın son döneminde doğdu, bir prenses oldu, ancak asıl ününü fırçasıyla kazandı… Fahrünnisa Zeyd, saraylardan sanat galerilerine uzanan hayatıyla 20. yüzyılın en sıra dışı kadın sanatçılarından biri olarak tarihe geçti.

1901 yılında İstanbul Büyükada’da dünyaya gelen Fahrünnisa Zeyd, Osmanlı’nın köklü ve sanatla iç içe ailelerinden biri olan Şakir Paşa ailesinin bir üyesiydi. Daha çocuk yaşlarda resme ilgi duyan Zeyd, dönemin kadınları için oldukça sıra dışı bir yol seçerek sanat eğitimi aldı ve kendini resme adadı.

Onun ailesi de başlı başına bir sanat hikâyesiydi. Yazar ve deniz tutkunu Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı, sanatçı kız kardeşi Aliye Berger ve seramik sanatçısı Füreya Koral gibi isimlerle aynı aileden gelen Fahrünnisa Zeyd, küçük yaşlardan itibaren sanat çevrelerinin içinde büyüdü.

Bir ressamdan bir prensese

Fahrünnisa Zeyd’in hayatı yalnızca sanatla değil, diplomasi ve kraliyet çevreleriyle de kesişti.

İlk evliliğini yazar İzzet Melih Devrim ile yapan Zeyd, Avrupa’daki sanat merkezlerini tanıma fırsatı buldu. Bu evlilikten ressam Nejad Devrim ve tiyatro sanatçısı Şirin Devrim dünyaya geldi.

1934 yılında Irak Kraliyet ailesinden Emir Zeyd bin Hüseyin ile evlenmesiyle hayatı yeni bir döneme girdi. Artık o, Irak prensesi olarak anılıyordu. Ancak sahip olduğu unvanın ötesinde, kendini her zaman bir sanatçı olarak tanımladı.

Doğu’nun renkleri, Batı’nın modernizmi

Fahrünnisa Zeyd’in eserlerini farklı kılan en önemli özellik, Doğu kültürünün renklerini ve desenlerini Batı’nın modern sanat anlayışıyla birleştirmesiydi.

1940’lı yıllardan itibaren soyut resme yönelen sanatçı; büyük tuvallerinde karmaşık geometrik şekiller, canlı renkler ve güçlü kompozisyonlarla kendine özgü bir dünya yarattı.

Onun eserlerinde bazen İstanbul’un renkleri, bazen Doğu’nun mistik havası, bazen de modern dünyanın karmaşası hissediliyordu.

Dünyanın önemli galerilerinde yer aldı

Fahrünnisa Zeyd, yalnızca Türkiye’de değil, Avrupa ve Amerika’daki sanat çevrelerinde de tanındı. Paris, Londra ve New York gibi önemli sanat merkezlerinde sergiler açtı.

En bilinen eserlerinden biri olan “Cehennemim (My Hell)”, sanatçının iç dünyasını ve yoğun duygularını yansıtan en dikkat çekici çalışmalarından biri oldu.

Yıllar sonra eserleri yeniden keşfedildi. Londra’daki Tate Modern, 2017 yılında sanatçıya kapsamlı bir retrospektif sergi ayırarak onun dünya sanatındaki yerini bir kez daha gündeme taşıdı.

Kraliyet hayatından sanat okuluna

Eşi Emir Zeyd’in ölümünün ardından hayatında yeni bir sayfa açan Fahrünnisa Zeyd, Ürdün’ün Amman kentine yerleşti. Burada genç sanatçılara eğitim verdi ve sanat üretmeye devam etti.

1991 yılında Amman’da hayatını kaybeden Zeyd, geride yalnızca tablolar değil; bir kadının kendi kimliğini sanat yoluyla nasıl inşa edebileceğini gösteren güçlü bir miras bıraktı.

Bugün Fahrünnisa Zeyd, sadece “bir prenses ressam” olarak değil; Doğu ile Batı’yı aynı tuvalde buluşturan, Türkiye’nin dünya sanatındaki en önemli kadın temsilcilerinden biri olarak anılıyor.